KAPAT
Otomasyon,Haber,News,Automation Turkey,Proses
ANASAYFA HABER ARA FOTO GALERİ VİDEOLAR ANKETLER SİTENE EKLE İLETİŞİM
22 Mayıs 2012 Salı
Kisa Yazi02 Mayys 2012

GOOGLE TRANSLATE

Elektric News

Solar Energy news

GAZETELER



Arap İsyanlarının Perde Arkası

B.Bertan Günder

02 Nisan 2011, 14:14

B.Bertan Günder

Arap İsyanlarının Perde Arkası

 

 

Misafirlerini çadırda ağırlayan, gittiği her ülkeye çadırını da götüren Muammer Kaddafi'nin yönettiği Libya; 200 milyar dolar nakit para, doğalgaz ve petrol rezervleri ile Batı'nın vazgeçemeyeceği dengelere sahip. Bu nedenle kapitalist ekonominin bunaldığı bir dönemde böyle zenginliklere sahip bir o ekonominin kontrolünün Kaddafi tarafından yönlendirilmesi imkansız görülüyor. Libya Kralı I. İdris'in 1969'da devrilmesiyle sonuçlanan askeri darbe sonrası devlet başkanı olan Muammer Kaddafi, devlet başkanı olduktan sonra "Özgür bir Arap demokratik cumhuriyeti" şeklinde yeni bir anayasa oluşturmuş, ABD ve İngiltere'nin ülkedeki askeri üslerini kapatmış ayrıca, bütün yabancı bankaları ve petrol işletmelerini kamulaştırmıştı.

 

Sömürgeci olarak nitelediği batılı ülkelere karşı tutum alan Kaddafi, devlet başkanı olduktan sonra İslam dinine dayanan Arap milliyetçiliğinin savunucusu olarak tanındı. Libya'yı sosyalist bir ülke haline için çaba gösterdi. 1977'de ülkenin adı Libya Arap Sosyalist Halk Cemahiriyesi olarak değiştirdi.

 

İşte bu çalışmalarıyla sömürgecilerin kara listesine giren Muammer Kaddafi, Tunus ve Mısır'da statükoyu yıkan ayaklanmaları iyi okuyamayınca kendi sonunu hazırladı. Reform çağrılarına kulak tıkayıp, sesleri silahla bastırmaya çalışınca, uzun süredir müdahale fırsatı kollayan sömürgeciler harekete geçti. Libya, Ortadoğu ve Afrika'daki tüm dengeleri değiştirecek bir müdahaleyle dört koldan sarıldı.

 

Libya'ya artan bu ilginin perde arkasında ne var?

Libya, zengin petrol ve gaz rezervleri üzerinde bir devlet. 1,5 trilyon metreküplük doğalgaz rezervinin yanı sıra, 50 milyar varil de petrole sahip. Jeo-stratejik konumu da oldukça önemli. Afrika'nın Akdeniz'e açılan limanı konumunda. Yakın zamanda 4,5 milyar alacağını silen Rusya'nın Trablusgarp yönetiminden liman talep ettiği de biliniyor. Ordusunu yenilemeye yönelen Libya, Rusya, Çin gibi silah satıcılarının listelerinde. Kaddafi'nin Moskova ziyaretinde imzalanan ve 2 milyar doları aşan silah anlaşmasında savaş uçaklarının yanı sıra S-300 füze sistemleri de vardı. Yıllarca ambargo altında yaşayan yaklaşık 8 milyonluk (2 milyonu yabancı) ülke aynı zamanda büyük bir pazar konumunda. Ve büyük ülkeler bu pazarın farkında ve pay koparma derdinde.

 

Petrol üreticisi Nijerya, Libya ve Ekvator Ginesi ile birlikte Afrika bilinen dünya enerji rezervlerinin %8’ini elinde tutuyor. Afrika petrol üretiminin %70’i Batı Afrika’nın Gine körfezinde yoğunlaşmış durumda, bu çizgi Fildişi Sahillerinden Angola’ya kadar genişliyor. Batı Afrika kıtasının düşük sülfür miktarı da gelecek dönemlerde bölgeyi stratejik öneme sahip konuma getiriyor. Dahası, Nijerya son 25 yılda 300 milyar dolar petrol geliri elde ederken, kişi başına gelir günlük 1 doların altında kalıyor. Nijerya ayrıca etnik çatışma-şiddet, petrol savaşları ve Nijer Deltası gönüllü güçlerinin petrol üretim tesislerine yaptıkları ani saldırılar ile karşı karşıya bulunuyor. Çin-Amerikan enerji rekabeti de eklendiğinde bölgenin zaten karışık olan yapısı gittikte daha fazla karışık hale gelebilir.

ABD İran körfezinden elde ettiği %22 gelire karşılık Afrika’daki petrol üreten ülkelerden %15 gelir elde ediyor. ABD Ulusal Araştırma Konseyi’nin raporlarına göre gelecek 10 yılda ABD tüm petrol ihtiyacının dörtte birini Afrika’dan sağlamak zorunda kalacak.

 

Buna karşın Çin in başta sudan olmak üzere Afrika ülkeleriyle olan yakınlığı batılı ülkeleri hep rahatsız etmiştir. Çin şu anda Sudan’ın askeri araç gerecini sağlayan en büyük devlettir. Sudan denizaşırı Çin yatırımlarının en fazla olduğu ülkedir ve 10.000’den fazla Çin vatandaşı burada çalışmaktadır. Sudan hükümeti geçtiğimiz günlerde güneyde faaliyet gösteren Sudan Halkın Özgürlüğü Hareketi ile barış anlaşması yaptı, kuzeyde Darfur bölgesinde ise hala Janjavid gibi milisleri vekaleten kullanarak muhaliflerle çatışmaya devam ediyor. 2004 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Çin’in vetosundan çekindiği için Darfur’daki mezalimi kınamak yerine yumuşak bir çözüm önermek zorunda kaldı. Çin bu oylamada çekimserliği tercih etti. Sudan ve İran petrol ihracatlarının %20’sini Çin’e yapan tedarikçi ülkeler durumundalar, ABD bu rejimleri doğrudan birbirleriyle Çin’in enerji güvenliği politikasına karşı çatışmaya sokarak durumu kontrol altına almaya çalışıyor.

 

ABD'nin günümüzde ithal ettiği petrolün %15'inden fazlası Afrika'dan iken, 2015 yılına kadar bu oranın %25'e ulaşması bekleniyor. Orta Doğu petrollerine olan bağımlılığı azaltma peşinde olan ABD'nin gözünü Afrika'ya dikmesi bu açıdan hiç şaşırtıcı değil.

 

Başta petrol olmak üzere kıtanın zengin doğal kaynaklarını kontrol etmeyi amaçlayan ABD'nin bir diğer hedefi ise, Çin'in Afrika'daki artan etkisini sınırlandırmak.. Çin'in kıta geneline yaymayı başardığı aktif politikaların yanı sıra Afrika'nın ürettiği petrolün her geçen gün daha fazlasını ithal etmesi, Angola, Nijerya ve Sudan gibi enerji kaynakları açısından zengin bölge ülkeleriyle güçlenen ilişkileri, ABD'nin kıtadaki çıkarları açısından ciddi bir tehdit unsuru olarak görülüyor.

 

Obama yönetiminin, Çin yönetiminin petrol karşılığında Afrika ülkelerine altyapı hizmeti vermesini dikkate aldığı, benzer bir oyun planıyla Afrika kıtası üzerindeki ABD etkisini artırmayı hedeflediği kaydediliyor.

 

Amerikan kaynakları, 2006 yılında Çin ve Afrika ülkeleri arasındaki ticaretin 107 milyar dolara ulaştığını, 750 binden fazla Çinli işçinin Afrika kıtasında çalıştığını belirtiyor.

Yeni enerji güvenliği stratejisi kapsamında kıtaya ardarda çıkarmalar yapan ABDli yetkililer, özellikle Doğu ve Batı Afrika kıyılarında petrol ve gaz arama anlaşmalarını garanti altına almaya çalışıyor.

 

Araştırmalar Libya “dan başlayarak Çad , Nijerya ve Kongo’ya uzanan havzanın ABD’nin 2015 yılındaki enerji ihtiyacının dörtte birini temin edeceğini gösteriyor. Fakat daha şimdiden Çin ihtiyaç duyduğu enerjinin yüzde 32’sini Afrika kıtasından sağlıyor. Bu durum Pekin’in, Paris’inkine benzer biçimde Afrika’dan 48 devletin ve hükümetin başkanlarını ve başbakanlarını kapsayan bir zirveye ev sahipliği yapmasını açıklıyor. Çin Başbakanı Jiabao, 2007 sonu itibariyle ticaret hacminin 2010 yılında 100 milyar dolara ulaşacağı açıklamasını yaptı. Yani Çin ABD’nin ve Avrupa ülkelerinin Afrika ile yaptığı bütün ticaret hacminden fazlasına şu an ulaşmış durumda. Afrika’da faaliyet gösteren Çin şirketlerinin sayısı 800’ü aştı. Bu eğilim Pekin’in Güney Sudan’da petrol geliştirme hakkını kendisine veren imtiyazlar elde etmesi sonrası başladı. Sudan, Angola ve Güney Afrika’dan sonra Çin’in Afrika’daki en büyük üçüncü ticari ortağı olarak görülüyor. Üstelik Sudan petrolünün yüzde 40’ını Çin’e satıyor. Bu ortaklık sadece enerji ve petrol aramayla sınırlı olmayıp ilaç ve tekstil fabrikaları yanı sıra baraj, köprü ve yol inşaatları, maden ve elektrik alanlarında da yaşanmakta.

 

Su Savaşları; Darfur ve Mount Elgon”

Bu tezi destekleyenler arasında Sudan Kalkınma Örgütü (SUDO) var. SUDO’ya göre Darfur’da yaşananların perde arkasında çiftçilerin su kaynaklarına egemen olma mücadelesi vardı. Özellikle hayvancılıkla uğraşan yerel halkın su kaynağını paylaşmak istememesi ve su kaynaklarını ele geçirmek isteyenler arasındaki rekabetin sertleşmesi krizin nedeni olarak görülüyor.

Darfur Krizi’nde BM Darfur'da 180.000 kişinin öldüğünü, 2 milyona yakın insanın evsiz kaldığını bildiriyor. İngiltere Parlamentosu ise bir raporunda ölü sayısını 300.000 açıkladı. Sudan’ı ve Çad’ı doğrudan ilgilendiren krizde, Arap asıllı cancevitler olarak bilinen hükümet destekli ve silahlı deve çobanları ile sığır çobanları etnik sorunların yanı sıra kuraklık, susuzluk ve hayvanları otlatacak arazi sorunu gibi nedenlerle isyancılarla ve yerel halkla savaştılar.

Dönemsel şartlar ve tarihi gelişmeler göz önünde tutulduğunda “MISIR ve NİL’e hakim olan, AFRİKA’ya hükmeder” denilebilir.

 

Son 5 yıldır Çin’in bu bölgedeki yatırımları 37 milyar doları aşmış iken ABD’nin ki 30 milyar doların altında kalıyor. Çin’in sadece Libya ile ticareti 2010 yılında 6.6 milyar dolara ulaşıyor. Ortada bir gerçek var ki Çin’in mevcut büyüme hızını sürdürmesinin tek şansı kendisinde yeterli olmayan petrol vb enerji kaynaklarını daha da fazla ithal etmek zorunda. Dolayısıyla, başta ABD ve Avrupa’nın alıcısı olduğu Ortadoğu ve Kuzey Afrika petrolleri üzerindeki savaşa Çin dahil olmaya başladı.

 

Doğru Afrika’da ABD ve NATO stratejisi, Çin’in bölgesel enerji kaynaklarına ulaşmasını engellemek ve uluslararası denizciliği kontrol etmek için bir dargeçit oluşturmaktır. ABD, tüm Afrika kıtasının yanı sıra Doğu Afrika’da da, tıpkı Orta Asya’da olduğu gibi Çin’in süper güç durumuna gelmesine mani olmayı amaçlıyor. Doğu Afrika ve onun jeostratejik öneme sahip suları üzerindeki askeri denetim, 1990′lardan beri yoğunlaşıyor. Büyük bir NATO deniz gücü, Afrika Boynuzu dalgalarında ve Doğu Afrika kıyılarında denizi kuşatmaya hazır şekilde kalıcı olarak seyir halinde. ABD ordusunun Yemen’deki meşgalesi doğrudan Doğu Afrika’daki ABD jeostratejisi ile bağlantılı ve Doğu Afrika enerjisi ile uluslararası denizcilik hareketlerinin yanı sıra, oradaki deniz yollarının kontrol edilmesini de hedefliyor. Somali kıyılarındaki korsan sorunu ve Sudan’ın şeytanlaştırılması, bu stratejik hedeflerin sonuçları.

 

Sudan petrolü Çin’e gidiyor ve Hartum’un Pekin’le ticari ilişkileri var. İşte bu yüzden Rusya ve Çin, Sudan’ın iç sorunlarının BM Güvenlik Konseyi’nde uluslararasılaştırılması yönündeki ABD, İngiliz ve Fransız çabalarına karşı çıkıyor. ABD ve AB, kendilerinin uydusu olmuş diktatörlerin insan hakları sicilini görmezden gelirken, Sudan liderlerini, Sudan’ın Çin ile ticari ilişkileri sebebiyle insan hakları ihlalcisi olarak hedef alıyor.

 

Afrika kıtasında ekonomik nüfuzunu artıran Çin, Batılı iktidarlara karşı da muhalifleri destekliyor. Çin, Afrika’nın her yerine bayrağınıdikmiş durumda. Bunun en iyi göstergesi ise Çin’in başkent Pekin’de düzenlediği Afrika Zirvesi’ne 50 Afrika devlet başkanının katılmasıydı.Siyasi nüfuzunu artırmak ve hammadde ihtiyacını karşılamak için Afrika’ya yönelen Çin, bu zirvede, Afrika ülkelerine üçer milyar dolar ayrıcalıklı borç ve üç yıllığına iki milyar dolar ihracat kredisi teklif etti. Çin, Afrika’ya yaptığı yardımları iş anlaşmaları karşılığında yapıyor; ancak 2007 başında hiç koşulsuz olarak Nijerya’ya 2,5 milyar dolar, Angola’ya da dokuz milyar dolar borç verdi. 1996 yılında Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin ve Nisan 2006’da yeni devlet başkanı Hu Jintao Afrika seyahatlerinde birçok anlaşmaya imza attılar.

 

Afrika’daki birçok ülkede Çin ticaret merkezleri açılıyor. Bunlardan bazılarının ismi Afrika Ticaret Merkezi, bazılarınınki Dragon City, bir kısmınınki ise China Mart. Çin’den getirilen ucuz ve kalitesiz mallar, piyasaları kasıp kavuruyor. Çinli tüccarlar, vergi kaçırıp Afrika ülkelerini zarara uğratıyorlar. Ayrıca Çin, Mısır’da alüminyum sektörü için 300 milyon dolar, Nijerya’da çevre yollarını geliştirmek için 300 milyon dolar, Zambia’daki bakır yatırımı için de 200 milyon dolar bütçeli anlaşmalar yaptı. Nijerya ile Çin, Lagos ile Kano arasındaki 1315 km uzunluğundaki demiryolunun inşası için sekiz milyar dolarlık bir anlaşma imzaladı.

 

21. Yüzyılın yükselen gücü Çin, gün geçtikçe artan enerji açığını, ne pahasına olursa olsun gidermek durumunda. Bu noktada petrol üretimi alanında yeni rezervler sunan Afrika Kıtası Çin için giderek cazip hale geliyor. Yalnız petrol değil, bakır, altın, mangan ve platin gibi ham madde kaynaklarının da hızla gelişen sanayii için vazgeçilmez bir temin kaynağı olacağını yıllar önce kavrayan Çin, eski Avrupa sömürgelerinde bu gün özellikle, ABD ile kıyasıya bir rekabet içinde.

 

Arap ülkelerinin gün geçtikçe, ABD için petrol sağlama kaynağı olarak güvenilirlikten çıkması Amerikan hükümetinin de gözlerini Afrika’ya çevirmesine neden oldu. Halen gereksiniminin % 16’sını Afrika’dan, özellikle Angola ve Nijerya’dan sağlayan ABD, 2015’lerde bu gereksiniminin dörtte birini Afrika’dan sağlamayı planlıyor. Bu konuda özellikle Fransa ile eski Fransız sömürgelerinde işbirliği yapan ABD ye karşı en büyük rakip Çin. Özellikle Doğu Afrika başta olmak üzere Afrika’nın her ülkesine gözünü dikmiş olan Çin, bu ülkelerde tam bir Makyavelist görüşle hareket ediyor. Çinliler in ham maddeye duydukları açlık onların, insan hakları ihlali nedeniyle batılı ülkelerce eleştirilen “eli kanlı rejimlerle” işbirliği yapmasını engellemiyor. Sudan ve Angola’dan petrol, Zambiya’dan bakır, Gabon’dan mangan, Kongo’dan kereste ithal eden Çin, bu ülkelerle olan ilişkisini 2000 yılında yürürlüğe giren Afrika-Çin İşbirliği Forumu çerçevesinde arttırdı. O zamandan bu yana 10 milyar Dolar civarındaki Afrika-Çin ticaret hacmi iki misli arttı.

 

Afrika yı ihmal eden Avrupa ve ABD, bugün Çin in hammadde sağlamak için Afrika da, bütün güvenlik ve insan hakları politikalarını elinin tersiyle bir yana iterek, sorumsuzca, bütün önemli petrol rezervlerine sahip ülkelerde kendini güçlü duruma getirmesini kaygı ile izliyor.

2020 lerde enerji ihtiyacının % 60 ını ithalat yoluyla karşılayacak olan Çin bunu bu yolla garantiye alırken, akılcı bir Afrika politikası ve imzaladığı 40 kadar ticaret anlaşmasıyla artık ABD ve Fransa’nın ardından (İngiltere nin önünden) Afrika nın üçüncü ticaret ortağı olmuş.

 

Çin şu anda Dünya Bankası projelerine katılımı ile de Afrika ülkeleri nezdinde giderek güçleniyor. Yine 674 Çin devlet işletmesi, Kara Kıtada, madencilik, bankacılık, kerestecilik ve haberleşme gibi sektörlerde faaliyetteler. Birçok inşaat projesi Çin firmalarınca gerçekleştiriliyor. Habeşistan daki telefon haberleşmesi pazarı Çinli firmaların elinde. Nairobi ve Mombasa arasındaki yol ve ilk Nijerya uydusu da Çin tarafından hayata geçirilmiş. Çin başarılarının nedenlerinden biri de, Avrupalılar ve Amerikalıların kaçındığı iş ilişkilerinin, Çinliler tarafından bir sorun olarak görülmemesi. Yani rüşvet ve benzeri uygulamaların batılılarca daha az uygulanması, Afrikalıları bunu ustalıkla becerebilen Çin e daha yaklaştırmış.

 

Mao Zedong devrinde başlatılan Kültür Savaşını, Afrika Kıtasındaki etkinliği artırmak için de bir araç olarak kullanan Pekin, bu çerçevede 10.000 kadar Afrikalı öğrenciyi Çin de okutarak ileriye dönük etkinliğini, geleceğin Afrikalı yöneticileri arasında garantiye almayı planlamıştı.

 

Çin in Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimi üyesi olan, Güney Afrika, Mısır ve Nijerya yı hemen her durumda resmen desteklemesi, Liberya’dan Kongo Demokratik Cumhuriyetine kadar barış gücü gerektiren her durumda etkin olarak rol alması ve Kara Kıta da halen mevcut 1500 kadar mavi bereli barış gücü askeriyle de kendini göstermesi siyasal etkinlik uzantılarının belirtileridir.

 

Çin in Kara Kıta ya bu kadar çok yönelmesini ekonomik nedenlerin yanı sıra askeri ve siyasi nedenlere de bağlamak yanlış olmaz.  Çin in Afrika ya bu denli ağırlık vermesinin bir diğer muhtemel nedeni de, gelecekte Tayvan ile olası bir çatışmaya girecek olan Çin in,  petrol temin kaynaklarının Orta Doğu ile ilgili kısmının, artık bölgeye ciddi şekilde yerleşmiş olan ABD tarafından kesilebileceği olasılığı. Ayrıca Çin, ABD nin dünya egemenliğine yönelik gücünün, yeni ülkelerle koalisyonlar kurarak azaltılmasını da amaçlıyor olabilir.

 

20. yüzyılda Afrika ülkelerinin ağırlıkta olduğu İngiliz Milletler Topluluğu ve Fransızca Konuşan Ülkeler Topluluğu kuruldu. 21. yüzyılda ise Çin Milletler Topluluğu kurulacak gibi görünüyor.

 

 

 

 

Bu haber 517 defa okunmuştur.

Delicious  Facebook  FriendFeed  Twitter  Google  StubmleUpon  Digg  Netvibes  Reddit

HABER ARA


Gelişmiş Arama

Küresel Haber

ANKET

Sitemize Nasil Ulastiniz




Tüm Anketler

Sitemizdeki yazy, resim ve haberlerin her hakky saklydyr. Yzinsiz,kaynak gösterilmeden kullanylamaz.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi | Yazarlık Başvurusu

Altyapı: MyDesign Haber Sistemi